Kategoriler
Geçmiş Zaman

Pazar Tezgahı

Çocukken ne çok mutlu olduğumuz şeyler varmış. Büyüdükçe de mutlu olduğumuz şeyler daha da azalmaya başlarken mutsuzluklarımız çığ gibi büyümüş sanki. Acaba yaş aldıkça ihtiyaçlar ve beklentiler daha da arttığından dolayı mı bu kadar mutsuz insanlar haline geldik.

Bugün pazarda tezgahın önünde aldığım üç beş parça malzemenin parasını öderken o sırada bir çocuk babasıyla tezgaha yanaştı. Baba belli ki fiyatlara bakıp ne alıp alamayacağını kafasında tartarken, o sırada çocuk hemen önlerinde duran çilekle  ilgilenmeye başladı. Çileklere dokununca babası ikaz etti. O esnada pazarcı:

– Çocuğun canı çekmiştir abicim alsın bir tane yesin helal hoş olsun dedi.

Malum kış mevsiminde çileğin kilo fiyatı oldukça yüksek olduğundan baba mahçup bir şekilde teşekkür edip çocuğun bir tane çilek yemesine göz yumdu. Tezgahtan ayrılırken de çocuğa bir daha böyle şeyler yapmamasını ve yaptığı şeyin ayıp olduğunu anlatmaya çalıştı.

Bütün bunlar yaşanırken birden çoook eskilere dalıp gittim. Çocukluğum aklıma geldi. Daha doğrusu çocuksu mutluluklarımı hatırladım. O zamanlar yaşadığım şehirde bir tek pazar günleri pazar kurulurdu. Ben pazar günlerini hep iple çekerdim. Tıpkı dini bayramların ilk sabahını heyecanla beklediğim gibi.

80’ler… mutlu olduğum yıllar

Pazar günleri evde yer sofrası kurulur annemin mutfaktan neler getireceğini heyecanla beklerdik abim ve ben. O zamanlar tek tv kanalı TRT vardı. 1980 li yıllarda yaşayanlar bilirler. Pazar günleri TRT ‘de sabahları çizgi film Voltran’ ı nasıl heyecanla beklerdik. Voltran başladığında mutfaktan patates kızartmasının o davetkar kokusu yayılırdı tüm eve. Bir yandan çizgi film izlerken diğer yandan acıktığım için yutkunur dururdum. Annem siniyle içeri girer ve yer sofrasına kurulurduk. Peynir zeytin yumurta domates soslu biber ve patates kızartması domates salatalık biber…. Ne kadar mutlu verici bir sahne değil mi?

Kahvaltı keyfi biter tv ‘de kovboy filmi başlardı. Heyecanla ve ilgiyle o filmleri izlerdik. Sonra pazar konseri başlardı ve her çocuk gibi dışarı kaçardık. O saatlerde iki seçeneğim olurdu. Babamla pazara gidebilirdim ya da dışarıda top oynamaya gidebilirdim. Her ikisi de beni çok mutlu ettiğinden o an dışarıda beni bekleyen bir arkadaş yoksa pazara gitmeyi tercih ederdim.

Pazara gittiğimiz anlar

Babamın iki tekerlekli bir pazar arabası vardı. Çoğu zaman iş görürdü ancak bazen fazla sebze meyve aldığımızda -ki bu durum genelde aybaşları yani maaşları aldıkları zaman yaşanırdı- pazar arabasına sığmazdı. O zaman el arabasıyla yük taşıyan çocuklar olurdu. Onlardan birini bulur belli bir ücret karşılığında yüklerimizi eve kadar taşıtırdık. Pazara giderken babamla genelde ya okulla alakalı sohbetler ederdik ya da Fenerbahçe ile ilgili sohbetler ederdik. Pazara geldiğimizde önce hiç bir şey almadan baştan sona pazarı gezerdik. Pazar o kadar büyüktü ki çocuk olduğumdan dolayı galiba çok yorulurdum. Ee hadi artık alalım bir şeyler dediğimde babam ne, kaça satılıyor fiyatları öğreniyorum oğlum derdi.

Bugün ben de pazara gittiğimde aynısını yapıyorum. Neyse sonra yavaş yavaş domatesti salatalıktı almaya başlıyoruz. Babam her fiyat soruşunda pazarcı kaç lira derse mutlaka şu kadar olmaz mı diye pazarlık yapardı. Adam olmaz abi filan dese de babam olur olur deyip 2 kilo tart hele derdi. O anlar çok hoşuma giderdi. Bazen de sana seçtirmezlerdi terazinin kefesine pazarcı istediği gibi koyardı. O zaman babam:

– Hep ezik çürük koyuyorsun deyip çıkışırdı adama.

Pazarcı tok satıcıysa:

-O zaman git başka yerden al derdi.

Babam da :

-Bir tek sen mi satıyorsun giderim tabi derdi.

Öğretmen çocuğu olmak…

O anlar çok gülerdim bu duruma. O tok pazarcıya babam çok sinirlenir eve dönene kadar söylenirdi. Anneme de mutlaka anlatırdı. Ben de kıs kıs gülerdim. Pazarda dolaşırken babaaaaa şunu istiyorum bunu istiyorum diye bağıran çağıran bir çocuk olmadım hiç. Sadece bazen babam tezgahtan domates alırken ben de o esnada tezgahın diğer ucunda duran ve ilgimi çeken meyveye dokunurdum. Babam o zaman anlardı o meyveyi istediğimi. Eğer almazsa o meyveyi bilirdim ki pahalı o yüzden almıyor. Öğretmen çocuğu olmak böyle bir şeydi o zamanlar işte.

Belki o an o meyveyi alamazdı ama çok sevdiğimi bildiği şeylerden alır bu şekilde telafi ederdi durumu. Bazen pazarcı da bu durumu anlar babamın benim ilgilendiğim meyveyi almadığını görmesi üzerine kendisi en güzelini seçer toz beziyle bir güzel parlatır ve al bakalım delikanlı derdi. Babam mahçup olmasın diye de  “gönlümden koptu beyamca” deyip işine dönerdi. Muhakkak babam alamadığı için üzülürdü ama ben bu durumdan çok mutlu olurdum. Babamın ruh halini düşünecek olgunlukta değildim. İyi ki de değilmişim, zira o an ki mutluluğuma gölge düşerdi.

Yaklaşık 35 sene sonra yine babamla pazardayız

Şimdi yaşım 45. Allah başımızdan eksik etmesin babam 76 yaşında. Geçtiğimiz günlerde evime geldi. Benim oturduğum semtin pazarı kurulmuştu o gün. Hadi dedi pazara gidelim. Ben de seve seve kabul ettim. Babamdan kalma alışkanlıkla evde duran iki tekerlekli pazar arabasını hemen çıkardım. Babam beni takdir eden bakışlarla memnuniyetini gösterdi hemen.

Pazara gittiğimizde genelde o seçti alacağımız şeyleri ama ödemesini ben yaptım hep. Teklif etti ancak doğal olarak kabul etmedim ancak şöyle bir durum yaşadım ve bu beni çok duygulandırdı. Tezgahın birinde babam köy biberi seçerken benim de elim o sırada tezgahın diğer ucundaki kabuklu cevize gitti. Baktım fiyatı çok yüksek. Almamaya karar verdim. O an babam göz ucuyla beni takip etmiş. Tezgahtan ayrıldığımızda başka tezgahlara doğru ilerlerken kaşla göz arasında gidip önceki tezgahtan ceviz alıp parasını ödemiş. Ben itiraz etsem de pazar arabasına koydu hemen. Yüzüne baktığımda çok mutlu olduğunu anladım. Belki de çocukken canımın çektiği şeyleri alamadığı için gecikmeli de olsa bu mutluluğu yaşamak istedi sevgili babacığım.

Ne zaman böyle bir baba çocuk ikilisi görsem pazarda bunlar gelir aklıma. Çok özlüyorum o günlerimi. Mutluluk aslında sandığımızdan çok daha kolay ve yakalanabilecek kadar yakınımızda. Sanırım çocuklar mutluluğu yakalamak konusunda biz büyüklerden daha becerikli.

“Pazar Tezgahı” için 4 yanıt

Muhteşem olmuş. O yıllar çok güzeldi. Gerçek sevginin aile bağlarının olduğu yıllardı. O yılları özlememek elde değil. Keşke bu yaşımız da o yıllarda yaşasak dedirtti bana hikayeniz. Emeğinize Kaleminize sağlık çok teşekkürler 🙏

çok teşekkür ederim. mutluluğumuzun en yalın en saf halleriydi o dönemler

yorumlarınız değerlidir