Kategoriler
Edebiyat Roman

Sergüzeşt

Tıpkı batı toplumlarında olduğu gibi Osmanlı döneminde de kölelik sistemi vardı. Ancak batı toplumlarında toprağa bağlı kölelik sistemi var iken Osmanlı’daki daha çok devlet hizmetlerinde, varlıklı ailelerin köşk ve konaklarında çalıştırılmaya yönelikti. Ta ki 19.yy ‘ın ortalarında yasaklanana kadar devam etti esir ve köle ticareti. Esir pazarları kapatıldı ancak el altından Afrika ve Asya’dan yine köle ticareti devam etti. Özellikle küçük yaştaki kızlar İstanbul’da büyük haremlere satılıyordu. Bu vahim tablo maalesef 1908 yılına kadar bu şekilde devam etmiştir. Sergüzeşt romanı da bu çerçevede ele alınmış önemli bir eser.

Osmanlı döneminde esaret sorunu

Bugün okuyup paylaştığım Sergüzeşt adlı romanın teması yukarıda bahsettiğim Osmanlı dönemindeki esaret sorununu ele almaktadır. 1887 yılında Samipaşazade Sezai tarafından kaleme alınıp yayımlanan bu romanda kafkasyadan gelen ve esir olarak satılan genç bir kızın hizmetçi olarak iki ayrı evde yaşadığı hayata tanık olmaktayız. Para karşılığında satın alınan bir emtia gibi muamele gören kız gittiği ikinci evde evin zengin çocuğu ile duygusal yakınlaşmaları evde büyük olaylara neden olur.

O dönemle ilgili yaptığım küçük araştırmalarda Istanbul’da tıpkı sebze meyve pazarı gibi esir pazarları kurulup insanlar orada parasını verip mal alır gibi evine haremine bu kızları satın alıyorlar. Sonradan yasaklansa da yine de bu ticaret bitmiyor ve devam ediyor. Yazarın, dönemin toplumsal bu yarasını eleştirel dilde yazması bugün biz okurlara ışık tutmaktadır. Romanda bu esir olarak satılan kızların hangi şartlarda yaşadıklarını ve nelere maruz kaldıklarını görmekteyiz. Ayrıca romanda yaşanılan aşk hikayesinde de sosyal statü farklılığının acımasızca ortaya çıktığını ve bu esirlerin nasıl horlanıp,dışlandığına tanık olmaktayız.

Kitapla ilgili en bariz eleştirim şu olacak. Yazar süslü püslü anlatımları çok seviyor belli ki. Bir duygudan ya da bir varlıktan bahsederken uzun uzadıya süslenmiş kelimelere ve betimlemelere çokça yer vermiş. Nokta işaretini kullanırken biraz cimri davranmış. Nokta kullanmadan yarım sayfa paragraflar okumak biraz zorladı beni açıkçası. Zira okurken paragrafın yarısında konsantre kaybına uğradım. Yine de bunu görmezden gelerek bütünlüğe baktığımda Sergüzeşt ‘i gayet başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Türk klasiklerini okurken dikkatimi çeken şu oldu. İçeriğinde o dönemin toplumsal yaralarını,ağırlıklı olarak İstanbul tasvirlerini ve olmazsa olmaz içinde mutlaka umutsuz bir aşk konusunun işlendiğini görüyorum. En son okuduğum Falaka ve Genç Kız Kalbi buna en iyi örneklerden biri diyebilirim.

Bir sonraki paylaşımımda görüşmek üzere… Mutlu kalın…

“Sergüzeşt” için bir yanıt

yorumlarınız değerlidir