Kategoriler
Edebiyat Roman

Gökdelen

Yerli ve Milli Bir Distopya

Bıyık Söylencesi ve Peygamberin Son Beş günü kitaplarını büyük bir keyifle okuduğum Tahsin Yücel’den yüzde yüz yerli ve milli bir distopya ile karşınızdayım.

2007 yılında Balkan ülkelerinin katılımıyla düzenlenen Balkanika Ödülünü kazanmış olan Gökdelen, 2073 yılının Türkiye’sini ele almaktadır. Tahsin Yücel kıvrak zekasıyla öyle bir ülke hayal etmiş ki aslında çok da hayal diyemeyiz. Zira gidişat bu yönde diye düşünüyorum. Hayal ettiği ülkede dağ taş deniz hava okullar hastaneler tüm kamusal alanlar hepsi birer birer satılmış yani kibarcası özelleştirilmiş. Hatta şu an İstanbul’da gördüğünüz o tarihi doku bile yok edilmiş. Kala kala ülke yönetimini sağlayan 3 temel unsur kalmış. Yani yasama yürütme ve yargı.

Sene 2073…

Yazar bu kurguda ülkenin yargı organını yani devletin kurmuş olduğu mahkemeleri ve o kurumun içinde bulunan hukuk adamlarını da beraberinde satarak özelleştirmektedir. Düşündüğünüz de gerçekten bir George Orwell‘ın 1984 tarzı korkunç bir distopya ile karşı karşıya kaldığınızı hissediyorsunuz.

Daha da korkunç olan senaryolardan biri de 2073 yılı ülkesinde her şeyin makineleştiği ve sadece kent soylularının hüküm sürdüğü şehirlerde yaşam şansı kalmayan halkın tıpkı yılkı atları gibi şehirlerden kaçıp doğada dağda bayırda sürüler halinde ot ve kök yiyerek yaşam sürdükleri bir dünya anlatılmaktadır.

2073 yılında ülkece nam salmış ve zengin iş adamlarının avukatlığını yapan ve bünyesinde 150 hukukçu çalıştıran bir avukatımız var. Ayrıca bu avukat zamanın en hızlı komünistlerinden biridir. Bu avukatın en değerli müşterilerinden birisi İstanbul’u tıpkı New York gibi gökdelenlerle donatmaktadır.

İstanbul’un her yeri yıkılmış ve yerlerine yüzlerce metrelerden oluşan onlarca gökdelen dikmiştir bu işadamı. Sarayburnuna New York taki gibi bir özgürlük anıtı dikmek ister. Ancak bu özgürlük anıtını karşıdan gören Cihangir’de müstakil bir evin arsasını yıkıp Özgürlük Anıtı manzaralı bir gökdelen dikmeyi hayal ediyor. Ancak arsayı sahibinden bir türlü alamayınca devreye avukatı giriyor ve bu arsayı yasal yollardan almanın tek çaresinin hukuku ele geçirmek olduğunu söylüyor.

Hem yaşadığımız siyasal düzeni sorgulatan hem de hiç de hayal gibi görünmeyen bu korkunç kurguyu okurken kimi yerde şaşkınlığımı gizleyemedim. Kimi yerde tebessüm ettim. Ben bu distopyayı çok beğendim. Tahsin Yücel okumak büyük bir keyif. Tavsiye ediyorum herkese.

yorumlarınız değerlidir