Kategoriler
Edebiyat Roman

Çingene

Dünya tarihine baktığımızda insanlığın günümüze kadar üstesinden gelemediği en önemli sorunlardan biridir ırkçılık. Bugün kendilerini en gelişmiş toplumlardan sayan ülkelerde bile ırkçılık sorunu çözülememiştir. Bünyesinde onlarca millet barındırmış ve birarada yaşamayı başarmış Osmanlı’da da Ahmet Mithat Efendi‘nin Çingene romanında gördüğümüz kadarıyla bu sorun hep varmış.

Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 15 milyon nüfusa sahip olan çingeneler göçebe yaşam süren bir topluluktur. Yerleşik hayata çok sonraları adapte olan çingeneler sürekli göçebe halinde olmaları nedeniyle sabit bir toprağa, sabit bir dini inanca ya da bir bayrağa, bir millete sahip olamadıkları için güvenilmeyen ve dışlanmış bir topluluk olarak görülmüştür. İçlerine girdiğinizde pırıl pırıl insanlar olduğunu anlayabilirsiniz. Onlarla bir dönem aynı semtte yaşayıp müthiş bir keyif almıştım. Ancak dediğim gibi bugün modern olarak tanımladığımız ve insana en çok değer verilen toplumlarda bile ırkçılık sözkonusu. Özellikle çingeneler bu konuda en fazla itilmiş, güvenilmemiş,dışlanmış, önyargılı davranılmış ve aşağılanmıştır.

Ahmet Mithat Efendi’nin Çingene romanında da yukarıda bahsettiğim mevzular cereyan etmektedir. Soylu bir beyin bir çingene kızına aşık olmasıyla ailesinde ve çevresinde karşılaştığı tepkileri dile getirmiş yazarımız. Bu ilişkiye şiddetle karşı çıkanlar çingeneler hakkında öyle önyargıları var ki bir çingeneden bahsederlerken sanki Allah tarafından lanetlenmiş bir soydan bahseder gibiler. Kitapta şöyle bir ibare geçer : “Medeni değerleri mükemmel olan mahluka insan denir. Yaban adamına insan denilemeyeceği gibi seviyesi yabanilikle medenilik arasında bulunan halka da tam olarak insanlık payesi bağışlayamayız.” Bu ırkçılık nasıl bir zihniyetin unsuru görüyorsunuz.

Gerek konu olsun gerekse hikayenin finali olsun oldukça başarılı ve ilgi çekiciydi. Sizlerin de bu eserle bir an önce tanışmanızı isterim.

Bir önceki paylaşımıma buradan ulaşabilirsiniz

Mutlu kalın…

yorumlarınız değerlidir