Kategoriler
Edebiyat Roman

Büyük Yolculuk

Okumuş olduğum bu kitapla ilgili incelememi yazarken beni takip eden arkadaşlardan şunu duyar gibiyim. “Öffff bu ne ya. Başka bir şey bilmez misin arkadaş. Nedir bu nazi dönemi kampları? Sayende gına geldi 2.Dünya savaşı yıllarından.” Şu an müthiş kulaklarım çınlıyor😊. Yani emin olun elimde sağlam bir polisiye olsa çıkacağım tarzımın dışına ama eldeki malzemeler bunlar yapacak bir şey yok. Aman sen tek bu tarz şeyler okuma biz sana bulur buluşturur yollarız diyen olursa da seve seve kabul ederim. Jean-Christophe Grangé’ı tek geçerim bu arada:)))))))). Aksi takdirde sırada okunmayı bekleyen 4 tane daha Nazi dönemi kitapları var. Haberiniz olsun😊

Şu ana kadar Nazi toplama kampları ile ilgili epey bir kaynak okudum ki hepsi de gerçek yaşam hikâyeleriydi. Hiç birinde kurgu yoktu. Büyük Yolculuk kitabı da o dönemi 20 li yaşlarında yaşayan yazarın otobiyografik eseridir. Bu kitabın okuduğum diğer kitaplardan ayrılan tarafı; diğer kitaplar genelde kamp günlükleri ağırlıklı idi. Ancak bu kitapta yazar Gestapo tarafından yakalanıp Nazi kamplarına giden o meşhur trene bindirilir. Hikaye trene bindirildiği an başlar.

Tren yolculuğunda başlayan bir hikaye

İspanyol asıllı Fransız yazar Jorge Semprun, bu kitabı yazdığında 38 yaşındaydı. Yani yaklaşık 18 sene önce yaşadıklarını kaleme alan yazar kitabı 3 farklı zaman diliminde anlatmaya çalışmıştır. Geçmiş zaman; yani yakalanmadan önceki Fransız Direniş Hareketi’nin silah ve patlayıcı uzmanı olarak çalıştığı yılları anlattığı bölümler var. Gelecek zaman; Nazi toplama kampında yaşanılan süreci ele almış. Şimdiki zamanda ise trende geçen yolculukta yaşanılan sıkıntılı süreci anlatmıştır.

Yazarın anlatmış olduğu özellikle şimdiki zamanda ve gelecek zamanda yaşadığı anılar oldukça sarsıcıydı. Özellikle trende geçen sahneler emin olun kampta yaşanılan o travmatik olaylar kadar etkileyiciydi bence. Düşünsenize yüzlerce insan bir vagona bindiriliyor ve herkes ayakta birbirine yaslanarak günlerce süren bir yolculuğa çıkarılıyor. Ekmek yok su yok oksijen yok. Zaten vagonun yarısı yolculuk sona ermeden ayakta ölüyorlar.

Yazarın Fransız Direniş hareketinde aktif rol aldığı dönemler bana yakın zamanda okuduğum Roger Vailland’ın Yalnız Adam kitabını hatırlattı. O kitapta da Nazi işgali sonucu Fransa’da kurulan direniş örgütünün faaliyetlerinden bahsediliyordu.

O döneme ilgisi olan herkese okumalarını tavsiye ederim. Zira kitap tüm dünyada epey ses getirdi. Yayımlandığı anda 12 dile birden çevirildi.

Mutlu kalın…

yorumlarınız değerlidir