Kategoriler
Araştırma

33 Madenci

5 Ağustos 2010… Biraz hafızalarınızı zorlarsanız tüm dünyanın gözünün kulağının tek bir yerde olduğunu hatırlayacaksınız belki de. Güney Amerika’nın maden yönünden zengin ülkesi Şili’den bu tarihte korkunç bir haber gelmişti. Başkent Santiago’ya 800 km uzaklıktaki San José maden ocağında 33 madenci göçük altında kalmıştı. Bu haber bir anda tüm dünyanın gözünün bu maden ocağına çevrilmesine neden olmuştu. Hatırlıyorum o dönem haber kanalları gelişmeleri sürekli son dakika haberleri ile yayına veriyorlardı.


Tam tamına 69 gün mahsur kaldıkları madenden çıkarıldıkları gün bütün haber kanalları canlı bağlantılarla bizlere o muhteşem anı heyecanla yaşatmışlardı.

Araştırmacı gazeteci Jonathan Franklin bu yaşanan trajediyi ilk gününden son ana kadar en yakından takip etmiş biriydi. Bu hazin olayı kitap haline getirip biz okuyuculara 2010 yılında tüm detayları ile önümüze sermiştir.

Kitabı okurken çoğu yerde nefesimin daraldığını hissettim. O dönem bu olayı Tv lerde izlerken bu kadar detay bilmiyordum açıkçası. Yazar olayları günlük şeklinde hem yeraltında madencilerin yaşadıklarını hem de yer üstünde kurtarma ekibinin ve mahsur kalan madenci yakınlarının durumunu anlatmış.

Göçükten sonraki ilk 17 gün kısıtlı yiyecekleri olduğu için açlıkla nasıl baş ettiklerini ve aynı zamanda hangi şartlarda yaşama tutunmaya çalıştıklarını okurken bu acımasız dünyada sömürülen madenci kardeşlerimizin durumunu daha iyi idrak edebildim. Sonrasında onlarla kurulan ilk temas sonrası 69.günün sonuna kadar hem yeraltında yaşanılan psikolojik savaşı hem de yer üstünde insanların beklentileri ve çabaları inanılmazdı.

Yakın zamanda 2014 yılında ülkemizde yaşanılan ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan Soma faciası hala aklımızda. Maalesef hayatları pahasına yerin derinliklerinde kazma sallayıp evine 3 kuruş getirmeye çalışan bu emekçiler için hala somut adımlar atılmış değil. Bizler yeryüzünde keyif çatarken, onlar her gün ölümün kucağında sahipsiz bir şekilde çalışmaya devam etmektedirler.


Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.

Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.

Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.

Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.

Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.

Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda

ve adını değiştirdiler ülkenin.

Kemal ÖZER

Bir önceki kitap incelememe buradan ulaşabilirsiniz.

Mutlu kalın…

“33 Madenci” için 2 yanıt

yorumlarınız değerlidir